Bu yazı filmin olay örgüsünü ele alır.
Bir şehir insanı dönüştürür mü? Yoksa insan, şehre tutunmaya çalışırken kendini mi kaybeder?
Lütfi Akad’ın 1973 tarihli Gelin’i, Düğün ve Diyet ile birlikte anılan göç üçlemesinin ilk filmidir. Türkiye’nin kentleşmesini, aile içindeki kararların bedeli üzerinden düşünür.
Yozgat’tan İstanbul’a gelen kalabalık bir ailenin hikâyesidir bu. Şehre yanaşan tren sahnesiyle başlayan film, yalnızca bir yolculuğu değil, bir kırılmayı anlatır.
Hacı İlyas’ın açtığı küçük bakkal dükkânı, ailenin yeni hayata tutunma çabasıdır. Ama hedef büyüktür: market açmak. Bu hedef için para biriktirilmelidir.
Osman’ın kalp hastalığı tedavi gerektirir. Ama aile için biriktirilen paranın başka bir hedefi vardır: işi büyütmek.
Akad burada göçün ekonomik boyutunu aile içi bir trajediye dönüştürür. Modernleşme hırsı, insanî değerlerin önüne geçer. Bir çocuğun hayatı, ticari bir hedefin gölgesinde yavaş yavaş silinir.
Oyunculuk
Hülya Koçyiğit’in canlandırdığı Meryem, ailenin tercihleriyle karşı karşıya kalır. Onun yaşadığı çatışma, bir çocuğun ihtiyacını herkesin bildiği hâlde bunun neden ertelenebildiği sorusunu keskinleştirir.
Gelin figürü burada yalnızca aileye katılan kadın değildir. Göçle birlikte sisteme dâhil edilen ama söz hakkı verilmeyen bireyin temsiline dönüşür.
Osman’ın Kurban Bayramı’nda ölüme yaklaşması tesadüf değildir. Akad kurban metaforunu açıkça kurar. Bu düzende kurban edilen yalnızca çocuk değil, merhametin kendisidir.
Ailenin içindeki yer
Akad’ın iç mekânları, insanların birbirine yakın durmasının dayanışma anlamına gelmediğini düşündürür. Ailenin kalabalığı içinde Meryem’in ne kadar söz sahibi olabildiğine bakmak gerekir.
İç mekânlarda dar alan kullanımı aile içi baskıyı görünür kılar. Kalabalık kadrajlar bireyin yok oluşunu simgeler. Tren ve şehir planları göçün anonimleşen yüzünü gösterir.
Kurgu: Yavaş İnşa Edilen Trajedi
Kurgu, büyüme isteğiyle çocuğun ihtiyaçlarını yan yana getirerek gerilimi artırır. Trajedi, tek bir kötü kararın ötesinde, sürekli ertelenen bir sorumlulukta birikir.
Osman’ın hastalığı, ekonomik hırsın insan hayatıyla çatışmasını somutlaştırır. Filmdeki melodramatik ağırlık da bu maddi çatışmadan ayrı düşünülemez.
Meryem’in aile düzeninden kopuşunu yalnızca intikam olarak okumak yetersiz. Kendi hayatı üzerinde söz sahibi olma isteği de bu kopuşun içindedir.
Gelin’in güncelliğini, göçün ve ekonomik hırsın insan hayatına etkisinin sürmesinde görüyorum.
Bugün de şehirler büyüyor, ama insanlar daralıyor.
Bir çocuğun hayatını erteleyen bir düzen, sadece acımasız değil; aslında çoktan çökmüştür.