Bu yazı filmin olay örgüsünü ele alır.

Metin Erksan’ın 1968 tarihli Kuyu filmi, sevginin değil sahip olmanın, arzunun değil tahakkümün hikâyesidir. Bir gazete haberinden yola çıkan film, kadının reddini kabul etmeyen erkeğin şiddetine bakar.

Kuyu, Erksan’ın yazıp yönettiği siyah-beyaz bir yapım. Mülkiyet düşüncesini yalnızca toprakla sınırlamadan insan ilişkilerinin içinde tartışması, filmi benim için önemli kılıyor.

Yılanların Öcü’ndeki toprak ve Susuz Yaz’daki su meselesini Kuyu ile birlikte düşününce, Erksan’ın sinemasında sahip olma isteğinin farklı biçimleri görünür hâle geliyor. Burada bir erkek, kadının hayatı üzerinde söz sahibi olmaya çalışıyor.

Osman, Fatma’nın reddini kabul etmez. Israrı, kadının iradesini yok sayan bir denetime dönüşür. Bu şiddeti aşkın büyüklüğüyle açıklamak, filmin açtığı soruyu kapatmak olur.

Erksan, bireysel bir saplantıyı toplumsal bir eleştiriye dönüştürür: Kadına, toprağa ve doğaya sahip olma dürtüsü, köy düzeninin görünmeyen temelidir.

Nil Göncü’nün Fatma’sında, kendisi adına karar verilmesine karşı çıkan bir direnç var. Karakteri yalnızca mağduriyet üzerinden okumak, reddinin hikâyeyi nasıl yönlendirdiğini eksiltir.

Kuyu, Erksan’ın su ve toprak üzerinden kurduğu çatışmaları bedene yaklaştırır. Mekânın sertliğiyle karakterin maruz kaldığı baskı arasında bağ kurarız. Filmin adını taşıyan kuyu, bu çatışmanın somutlaştığı yerdir.

Kuyu’ya bugün bakarken, sahiplenmenin sevgi diye sunulmasına dikkat etmek gerekiyor. Kadının ne istediğini duymayan bir ilişki, ne kadar yoğun duygu içerirse içersin, onun özgürlüğünü ortadan kaldırır.

“Kuyu” sevginin değil, tahakkümün hikâyesidir. Ve bazen insan, kendi kazdığı kuyuda kaybolur.

SIRADAKİ YAZI · GelinGöçün ve sessiz isyanın hikâyesi